Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

3 Mart 2014

İkiz Anneleri Anlatıyor 25 - İpek Alper Palabıyık

İKİZ HİKAYELERİ 'nde bugün  nam-ı diğer "Bonibonlar" olarak tanıdığınız iki minik erkeğin hikayesi var!
 Yaman ve Eren'in annesi sevgili İpek, hem neden ikizlerini bu şekilde adlandırdığını hem de gebelik ve doğum sürecinde yaşadıklarını paylaşıyor !




1) ikiz bebek beklediğini ilk öğrendiğinde neler hissettin?Ailenle ve sevdiklerinle bu haberi nasıl paylaştın?

İkiz annesi olmak benim çocukluk hayalimdi… Öyle ki, ilkokul ve lise boyunca tuttuğum günlüklerde hep ikiz çocuklarım olmasını ne kadar çok istediğimi yazmış, hayallerimi anlatmışım. Etrafımda hep ikiz arkadaşlarım vardı, hatta sonunda ikizi olan birine aşık olup evlendim.

Çocuk sahibi olmak tahmin ettiğimizden daha zorlu oldu bizim için… Evlendikten 3 sene sonra tüp bebek yöntemiyle ikiz bebeklerimize kavuştuk. Annem bir keresinde “İkiz olmasını hep çok istedin, belki normal yolla olamayacakken bu süreç sonunda sen ikiz annesi olacaksın” demişti.
Hamilelik testi sonucumun pozitif olduğunu ve değerin normalden yüksek olması sebebiyle muhtemelen ikiz bebeklere gebe olduğumu öğrendiğim o an mutluluktan katıla katıla ağlamıştım. İnanılmaz bir duygu yoğunluğu yaşıyordum, bir yandan tarifsiz bir mutluluk bir yandan atlattığım sürecin sonunda büyük bir rahatlama ve önümde beni bekleyen 9 ay için susturamadığım endişelerim…
Bu haberi 3 ay kimseyle paylaşmama kararı almış olsam da, en fazla 1 saat dayanabilmiş ve en sevdiklerime telefonla müjdeyi vermiştim. Dünyaya haykırasım vardı, anne olacaktım! Hem de İkiz!!!



2)İkiz gebeliği hem psikolojik hem de fiziksel açıdan oldukça zor,senin gebelik dönemin nasıl geçti?Herhangi bir sorun yaşadın mı?

Her anne adayının bebeği değerlidir elbet ama benim gösterdiğim çaba sanki bebeklerimi daha da kıymetli yapmıştı. Az beklememiştim bonibonlarımı ben. Tedavi süresince yaşadığım fedakarlıklar, endişeler, zorluklar, hayallerimin sonunda yaşadığım hamilelik benim için çok çok önemliydi. Her adımımı bebeklerimi düşünerek atıyor, her anı kalbim pır pır yaşıyordum. Giderek büyüyen göbeğimin üstüne titriyordum.

Hamileliğimin 6. Haftasında, bir kanamam oldu. Bir yandan kaybetme korkusuyla paniğe kapılmış, bir yandan da olası bir yeni tedavi süreci için güçlü olmam gerektiği telkiniyle kendimi toplamaya çalışmıştım. O ana kadar bebeklerin keselerini görmüş ama kalplerini henüz dinlememiştik. Adeta ışınlanarak gittiğimiz doktor kontrolünde bebeklerden birinin kalbinin atmadığını gördük. Doktorum birini kaybedebileceğimizi, diğeri için de kesin bir şey tahmin edemeyeceğini söyledi. Öte yandan, kese içinde bir kanama olmaması normal bir gebelik için bizi ümitlendiriyordu. 3 gün boyunca her nefesimde dua ederek yattım. Sonrasında gittiğimiz doktor muayenesinde her iki bebeğin de kalbinin atışını duyduk çok şükür. Böyle kanamaların özellikle ikiz gebeliğin ilk safhalarında olabileceğini öğrenmiş oldum.

Daha hamile olmadan önce ikiz gebeliğin olası riskleri konusunda hatrı sayılır bilgiye sahip olmuştum. Erken doğum, bebeklerde sağlık problemleri, yüksek tansiyon (preeklempsi), rahim ağzı yetersizliği ve nicesini göğüslemeye hazırdım. Fakat doktorum ortalama 25 kilo alabileceğimi, sonlara doğru kendi işimi kendim yapamayacağımı, çok zorlanacağımı, belki yatmak zorunda olacağımı söylediğinde, hayatı boyunca kilo sorunları yaşamış, kilo almaktan korkan bir kişi olarak; hemen gereksiz karbonhidrat ve kalorilerle vedalaştım. Aldığım her lokmayı bebeklere faydası olacak besinlerden seçtim. Çok az kilo aldım yine de sonlara doğru karnımın büyüklüğü ve gerginliği yüzünden yürüyemiyordum. Bebeklerden biri o kadar aşağıdaydıki ultrasonda kafasını göremiyorduk bile… Adımlarımı atarken düşecek gibi hissediyordum. Çok rahatsız olunca doktorum rahim ağzı uzunluğuna baktı, kısalmanın başladığını ve erken doğum olabileceğini söyledi. Bebeklerin akciğerlerinin gelişmesi için bir iğne vurulmak üzere hastaneye giderken düzenli şekilde karnımın kasıldığını gördüm. Hastanede öğrendik ki doğum sancıları başlamıştı fakat henüz 32. Haftadaydık. 4 gün hastanede kaldım, sancıları kesmek için serum aldım. Eve döndüğümde yataktan çıkmamaya yeminliydim. Kilo artışımın az olması ve hiç ödem olmaması akıllara preeklempsi riskini getirmiyordu fakat düzenli yaptığım tansiyon ölçümlerimde tansiyonumun hep yüksekti. Doktorum, tansiyonumun heyecanlı kişiliğim nedeniyle ve daha tansiyon aletini gördüğüm anda çarpan kalbim nedeniyle yükseldiğini düşünüyor, önemli bir şey olabileceğini düşünmüyordu. Fakat emin olmak adına yaptığımız kan tahlilleri yanıldığımızı işaret ediyordu, malesef preeklempsi ile karşı karşıyaydık ve bebeklerin acil olarak alınması gerekiyordu.



3)Kaçıncı haftada, ne şekilde dünyaya geldiler?Planlı mı yoksa sürpriz bir doğum mu oldu? Bebeklerin doğum kilolarını ve isimlerine ne şekilde karar verdiğini de paylaşmak ister misin?

Preeklempsi şüphesiyle yapılan kan tahlillerimde bazı değerlerin olması gerektiğinden çok daha yüksek çıkmasıyla, doktorum “bebekleri bir an önce görmesi gerektiğini” söyleyerek beni muayenehanesine çağırdı. Neyse ki bebekler normaldi fakat ben o gün muayeneden evime dönemedim direkt hastaneye geçtim. Çünkü preeklempsiye bağlı olarak bebekler artık beslenemiyorlardı ve zehirlenme riski vardı. Acilen gebeliğime son verilmesi gerekiyordu.

Eren ve Yaman 24 Eylül 2011’de 34 hafta 4 günlük olarak dünyaya geldiler.

Eren 2.200 gr; Yaman ise 1.900gr doğdu. Küçüktüler ama çok şükür çok sağlıklı ve güçlüydüer hiç küvözde kalmadılar.

İsimlerine karar vermek çok zor oldu. Tüp bebek tedavisinin son adımı olan transfer gününde, iki embriyoyu rahmime aktardıklarında, ultrason ekranından transferi izliyordum. İki küçük yuvarlak rahmime düştü. Gördüğüm görüntü adeta iki bonibondu. O an isimleri belli olmuştu. Bonibonlarım! Boni ve Bon artık benimleydi. Ben, eşim ve çevremdekiler onları hep böyle adlandırdık. Halen sosyal medyada ve çevremizde bonibonlar olarak anılıyorlar :)
 Gerçek isimlerine gelince; babaları Yaman isminde kararlıydı. Benim de sevdiğim bir isim olduğundan karar verdik. Diğerinin ismini ise ben koyacaktım. İlk istediğim Aksel ismi babadan veto yedi, sonra Selim ismini istedim fakat Yaman ismiyle yanyana gelince iki ismi pek yakıştıramadım, kulağım kabul etmedi. Hiç aklımda yokken, birden Eren ismi düştü zihnime. Sanırım böylece Eren kendi ismini bana koydurmuş oldu :)





4)Doğum sonrası "lohusalık dönemi" nasıl geçti ?Gebelikte aldığın kiloları verebildin mi?

Eren ve Yaman’ı genel anestezi alarak sezeryan ile dünyaya getirdim. Gaz sancılarım öyle çoktuki normal doğumla üçüncü bir çocuk doğurmuş gibiydim. Karnımdaki ameliyat ağrılarım da vardı ama anne olduğuma öyle mutluydumki hiç nazlanmadan ayağa kalktım ve hemen yürüdüm . Öyle bir lohusalık depresyonu filan da yaşamadım. Geceleri uykusuz kalmak, ağrılar vs hiçbir şey keyfimi kaçırmadı diyebilirim.

Dediğim gibi hamileliğim boyunca yediklerime hep çok dikkat etmiştim ve sonuçta çok şaşırtıcı olarak sadece 9,5 kilo almıştım. Doğumdan eve geldiğimde ise sadece 1,5 kilo fazlam vardı. 1 ay sonra tartıldığımda, özel hiçbir şey yapmadan, hamilelik öncesi kilomun da 1 kilo altına düşmüştüğümü gördüm, tüm eski kıyafetlerimi giyebiliyordum. Emzirme süreci ve o mutlulukla üstüme gelen aşırı enerji sayesinde hemen toparlandım sanırım.



5)Bebeklerin beslenme protokolü nasıldı?Anne sütü ,devam sütü takviyesi ??? Süt pompası kullandıysan hangi marka ve modeli tercih ettin?

Bebeklerim doğduklarında çok küçük olmalarına rağmen emme refleksleri yerindeydi. Özellikle 300 gr kadar küçük olan Yaman öyle iştahlıydıki doğduğunda kardeşi Eren’in burnunu emiyordu.
Fakat Eren biraz daha tembeldi emme konusunda. Anne memesinde uyuyakalırdı, onu uyandırıp emme refleksini canlandıracağız diye ayaklarını, çenesinin altını, ellerini hafifçe cimcikleyerek uyarıyordum . Bir hafta hastanede kaldık, bu süreçte bebek hemşireleri ve doktorlar bebeklerimizi nasıl besleyeceğimiz ve emzireceğim konusunda detaylı eğitim verdiler. Her emzirmeden sonra kalan anne sütünü sağıyor ve bebeklere veriyorduk. Çocuk doktorumuzun bebeklerin gelişimine bakarak söylediğine göre benim sadece bir bebeği besleyecek kadar sütüm geliyordu. Bu nedenle, her emzirme seansından sonra devam sütüyle ilave veriyorduk başından beri. Anne sütünün mucizevi faydalarını bildiğim için elimden geldiğince bonibonları emzirmeye çalıştım ama ben pek emzirmeyi seven bir anne olamadım ne yazık ki.
İkisini birden emzirmenin yorgunluğu ve bitmek bilmez besleme süreçleri sonunda oturup sütümü sağacak vaktim pek olamıyordu. Yorgun düşmüştüm. 5 ay sonunda sütüm azalmaya başladı, sadece sağdığım sütümü biberona koyarak ve mama ile destekleyerek beslemeye başlamıştım. 5,5 ay sonra da süt iyice azaldı ve bitti.

Süt sağma makinesi olarak Medela marka sanayi tipi süt pompası kiralamıştım.



6)Bebeklerin ne kadar süre senin odanda yattılar?Kendi odalarına ne zmn geçtiler?

Boniler bizim odamızda hiç yatmadılar. 34 haftalık doğdukları için çocuk doktorları 40 haftalık süreçlerini tamamlayana kadar yani bir 6 hafta boyunca aynı yatakta yatmalarını ve bulundukları ortamın anne rahmini andırır şekilde loş ışıklı, hatta karanlık, 23 derece sıcaklıkta ve beyaz gürültü denilen uğultu benzeri ses ile olması gerektiğini söylemişti. Yani neredeyse 1,5 ay boyunca pek odalarından çıkartmadık bile, odalarını adeta anne rahmine çevirdik. Olabildiğince huzurlu bir şekilde, yanyana aynı yatakta yattılar 1,5 ay boyunca. Ben odalarındaki divanda uyudum çoğunlukla. Sonra yataklarını ayırdık. Fakat o günden beri hala aynı odada, yanyana ayrı yataklarda uyuyorlar. Ayrı odaya geçirmeyi de hiç düşünmedim, çünkü yalnız olduğum zamanlarda ikisi aynı anda ağladıklarında aynı odada, yanyana yataklarda oldukları için müdahale etmem çok kolay oldu hep. İkisi aynı anda rahme düşüp aynı ortamı paylaştılar hep, dolayısıyla, onlar aksini isteyene kadar aynı odayı paylaşmaları taraftarıyım.



7)Sana göre "İkiz annesi" olmanın ,en özel ve en zor yanları nelerdir? İkizannesi olduğun için kendini farklı hissettiren hadiseler yaşadın mı?

İkiz annesi olmak bir lütuf, bir şans, bir ayrıcalık bence. Mutluluğu, neşesi, doyumu o kadar çok ki zorluklarının da iki katı olmasını insanın gözü görmüyor.
Çifter çifter atılan her kahkaha çifter çifter siliyor zorluklarını da. İkisini aynı anda emzirmek, birini uyutunca diğerinin uyanması sonucu sıfır uykuyla geçen geceler, çifter çifter alt değiştirmeler, aynı anda çığlık çığlığa ağlamaya başlamalarıyla yaşanan tarifsiz çaresizlikler… Hepsine değiyor canınızdan kopan iki canın elele tutuşup yürüdüklerini, beraber oynadıklarını, gülüştüklerini görmek.

İkiz annesi olduğum için hep farklılıklar yaşadım elbet, tek çocuklu annelere göre bizim yaşadığımız tempo, kurmaya çalıştığımız düzen hep daha farklı olmak durumudaydı. Sanırım ikiz bebek bakımı daha disiplinli olmanızı gerektiriyor. Tek çocuk büyütürkenki o özgürlük, kafana estiğini yapabilme lüksünüz pek olmuyor. İki bebeği de kendi haline bırakır istedikleri zaman yesin içsin uyusunlar derseniz, delirmeniz ve yorgunluktan bayılmanız işten bile değil. Disiplinli, planlı programlı olmanız şart.



8)İkiz annesini en zorlayan mevzuda yani iki evladına da her anlamda eşit davranabilmek için kendince izlediğin bir yöntem var mı?Vicdan terazisi denen his sence gerçek mi?

Bir anne ve aynı anda aynı ihtiyaçlarının karşılanmasını isteyen aynı anneye muhtaç iki bebek. Adaletsiz bir tablo olduğu kesin. İkisine de aynı özeni göstermek  için bölünürken, öte yandan tek çocukların büyüdüğü bolluk ve özende büyüsünler istiyorsunuz… Karışık bir denklem :)
 Birini doya doya kucaklarken, gözünüz bir anda size bakan diğerine takılabiliyor ve işte o zaman, anın tadına varmak zorlaşıyor, ne kucağınızdakinden bir şey anlıyorsunuz ne size bakanı kucaklayabiliyorsunuz :)
 Ben en çok tek bebekli annelerin banyo keyfine imrenmişimdir. Doya doya, uzun uzun bebeklerini okşarlar, huzurla keyifle yıkarlar. İkisini aynı anda yıkayamadığım küçük bebeklik zamanlarında, banyo vakti benim için hep telaş vakti olurdu. Birini aceleyle yıkarken aklınız hep size bekleyen diğerindedir, bir an önce üşütmeden kurulayıp diğerini yıkamak isterdim.

Vicdan terazisi hep gündemde. Gittiğimiz pedagoga bu konuyu sormuştum. Pedagogumuz, ikiz annesinin her bir çocuk için ayrı vakit yaratması gerektiğini, böylece her çocuğun tam kapasite anneyle olup onun doyumunu yaşayacaklarını söylemişti. Haftanın belli günlerinde Eren’i, belli günlerinde ise Yaman’ı alıp, tek başına onlarla vakit geçirmemi önerdi. Elimden geldiğince uygulamaya çalışıyorum, aklınız vicdanınız diğer çocuğunuza kaymadan, doyasıya bir çocukla vakit geçirmek zor olsa da faydasının da büyük olduğunu düşünüyorum. Vicdan terazisini biraz askıya almayı öğrenmek gerek.



9)Ailende bebeklerin bakımına yardımcı olan kimse varmı ? Yardımcı çalıştırma konusunda ne düşünüyorsun?

Benim annem-babam ve akrabalarımın hepsi İzmir’de, biz ise İstanbul’da yaşıyoruz. Annem eksik olmasın sık sık gelmeye çalışıyor ama yine de bebeklerin doğumundan beri hep yanımızda yatılı bir yardımcımız oldu. Annenin ruhsal ve fiziksel sağlığı için mutlaka yardım alması gerektiğini düşünüyorum. İmkanlar el veriyorsa, yatılı bir yardımcının da ikiz annesi için önemli olduğu kanısındayım. Aile değerlerinize uyan, çocuklarınıza bir şey katabilecek, vicdan sahibi bakıcıya rastlamak kolay değil evet ama karşılıklı anlaşma ve toleransla birlikte yorgunluğunuzu azaltacak bakıcılar da var elbet. Aldığım yardım sayesinde; yorgunluktan bayılacak gibi olduğum uykusuz gecelerin sabahında 2-3 saat uyuma lüksüm oluyor çok şükür… Bu sayede kısmen de olsa sosyal hayatınızı da sürdürebiliyorsunuz.



10)İkizlerden sonra,sen özel yaşamına nasıl devam ediyorsun? İşhayatından tamamen çıktın mı? Çalışıyor musun? Sosyal yaşamın neresindesin?
Yoksa senin için halen duş almak ve kahve içmek büyük bir lüks mü?

Eren ve Yaman’ın doğumundan önce eşimle oldukça hareketli, sosyal bir yaşantımız vardı. Doğumdan sonra pek çok fedakarlık yapmak durumunda kaldık tabii ama çok daha keyifli bir şey uğruna... Yine de sosyal yaşamımızı tamamiyle yok etmedik hiç. Annenin çocuklarıyla sağlıklı ve keyifli vakit geçirebilmesi için kendini şarj edebileceği anlarının olması gerektiğini düşünüyorum. Benim için eşimle yemeğe çıkmak, arkadaşlarımızla sinemaya gitmek şarj yöntemleri. Allahtan boniler hep erken yatan çocuklar oldular. Biz de bu sayede az da olsa kendimize vakit ayırabildik. Halen gün içinde markete gitmeyi ,tatile çıkmak gibi gördüğüm günler oluyor ama giderek herşey yoluna giriyor. Çocuklar olmadan bir seyahate çıkma planımız var hatta şimdi, onları bırakmak çok zor olacak ama bize çok  iyi geleceğine eminim.

Hamileliğimle birlikte iş hayatından ayrıldım. Öncesinde, kurumsal bir şirkette oldukça yoğun bir iş hayatım vardı. Tedavi sürecimde stresten arınmak ve çocukların büyümesinde tüm enerjimi onlara vermek istediğim için işten elimi ayağımı çektim. Ama işe dönmek de istiyorum bir yandan. Birşeyler üretmez, kazanmazsam çok değil bir sene sonra boniler okula başlayınca kendi kendimi yiyeceğimi biliyorum. O gece gündüz demeden yazdığım tezler, projeler, aldığım diplomalar beni rahat bırakmaz gece uykularıma girer mazallah biliyorum.



11)İkizlerle yaşama tam olarak alıştın mı? Gürültülü bir sabaha uyanmaya,kalabalık bir masaya oturmaya ve birden fazla çantayla dışarı çıkmaya hatta araba yolculuğuna ,tatile ,her türlü seyahate adapte olabildin mi?

Tabii ki alıştım, ben daha onlar gelmeden alışmıştım onlara :)
Öyle çok beklemiş, hayallerini kurmuştum ki… Sabah onların sesiyle uyanmak, evden çıkmak için saatlerce hazırlanma ve bir türlü çıkamamak, uçakta ikisi birden kucağımda avaz avaz ağlarken etrafın bakışlarına maruz kalmak hepsi başım üstüne! Tabii yardım edenlerim olmasa çıldırabilirdim ama yalnız değilim ve Allah da yardım ediyor çok şükür.



12)İkizler için bebek arabası marka ve modeli tercihin nedir?İkiz arabası mı iki ayrı puset mi?

Bebek arabasını çok araştırmıştım. Sokakların darlığı, ikisinin birbirinden bağımsız hareket etme gezme istemeleri sebebiyle iki ayrı puset almaya karar verdim.. Hafif oluşu, katlandığında az yer kaplaması ve kolay katlanması sebebiyle Bugaboo Bee modelinden aldık. Eren ve Yaman çok uzun bir süre oğle uykularını pusetlerinde yapacak kadar rahat ettiler ve sevdiler arabalarını. Tek başıma gezdireceğim zamanlarda kullanmak üzere Maclaren marka ikiz pusetimiz de var ama çok ağır olduğu için kullanımını pek tavsiye etmiyorum.



13)İkiz sahibi olduğunu duyanların genellikle biraz şaşkın biraz da acıyan ifadeleri için ne düşünüyorsun?

Genelde, ikiz olmaları nedeniyle hep sempatiyle karşılanıyoruz. Sadece bir keresinde, ikisini birden gezdirirken bir kadın suratıma bakıp arkadaşına dönmüş “yazıııık en çok annesine üzülüyorum” demişti. Gerçekten üzülmüştüm o söyleme beni anlamamış olduğu için…Dilerim, O da hayatında benzer bir mutluluğu tadar.

14) "Tek çocuk hiç çocuk" cümlesi senin için ne ifade ediyor?Tekrar çocuk sahibi olmayı düşünür müsün?

Tek çocuk hiç çocuk diyemem, çok zorluklarla büyütülen, özel emek, ilgi isteyen tek çocuklar da var. Ama sağlıklı ve normal tek bir çocuğa gözüm kapalı, sol elimle bakabilirdim diyecek kadar da iddialıyım :)
Arada birini evde bırakıp tek çocukla dışarı çıktığım, alışverişe gittiğim oluyor ve rahatlığıma kendim bile şaşırıyorum, kimse alınmasın ama tek çocukla hareket etmek  gerçekten çocuk oyuncağı gibi geliyor.

Tekrar çocuk sahibi olmak mı ?
Kısmet… :)


15)İkiz bekleyen annelere tavsiyelerin neler ?

İkiz annesi olmak büyük bir şans ve ayrıcalık. Zorlukları elbette olacak ama çevrenizden gelebilecek negatif yorumlara kulaklarınızı tıkayın, her anın tadına varmaya çalışın. Size uzanan yardım elini asla geri çevirmeyin, süper kahramancılık oynamaya çalışıp kendinizi paralamanın lüzumu yok. Çocuklar hayatınızdaki en büyük servetiniz en kıymetli varlıklarınız olabilir evet ama kendinizin de kıymetini bilin, önce kendinize iyi bakın!
Sevgiyle…



0 yorum:

Yorum Gönder

Special design for Defne ve Derin by GeCe